İnsan zevklerinin, hırslarının ve tamahın esiri olabiliyor, diyerek basit bir giriş yapıp olayı daha en baştan özetleyebilirdim, fakat sadece bu kadarıyla yetinmek en azından kafamda güzel olarak tasarladığım yazıyı daha en baştan katletmek olabilirdi.
Evet, insan zevklerinin, hırslarının, isteklerinin esiri olmakla birlikte, aynı zamanda onların eseridir de a dostlar. Öyle bir hayat düşünün ki, kendi içinizden sizden daha güçlü bir yaratık çıkıp sizi adeta esiri haline dönüştürüyor.
Mesela içinizde yaşayan lüks araba binme hırsı, sizi bir maddenin kölesi yapmakla kalmıyor, bunun için insanlığınızı yitirmek de dahil, tüm değerlerinizi yok sayacak kadar izansızlığa itiyor. Çalışırken insan olduğunuzu unutuyor, birlikte çalıştıklarınızın insan olduğunu önemsemiyor, işçinin alın teri de dahil her kutsala el uzatıyor, siktir çektiğiniz insanın da tıpkı sizin gibi duyguları olan bir eşrefi mahluk olduğunu bile unutuyorsunuz, ama pardon yanlış söyledim, sizin duygularınız değil hırslarınız vardı değil mi?
Evet, hırsları olan insan duygularını da yitirmiş insandır aynı zamanda, psikolojide de buna duyguların yer değiştirmesi yani displacement deniyor. Yani aslında bir istek uğruna bir hissinizi kaybediyorsunuz da denebilir! Halbuki bizi bir makinedan ayıran, tanrının bize bahşettiği en önemli özellik, hissedebilme duyumuzun varlığıdır. Şairin de dediği gibi, “Senin yandığından daha fazla yanan insanları duymuyorsan eğer, nasıl olacaz arkadaş?”.
Çevresi siyah camlarla kaplı, betonarme AVM’lerin yola bakan cephelerine konulmuş koşu bantlarında, koşuyormuş gibi görünme hırsı, bizi günün en güzel saatlerinde hapseden plazalarda, fazladan birkaç saat daha durmaya itmiyor mu? Neden, çünkü siz apartmanların alt katlarına kurulmuş salonlarda spor yapamaz, sosyalleşme ihtiyacınızı giderecek fit beylerin ve fit kadınların gelmediği belediye salonlarında boş yere ağırlık kaldıramaz, doğanın ve yeşilin içinde ‘nefes alarak’ zinhar koşamazsınız, hafazanallah sağlığınıza dokunur.
Ultra lüks kol saati, ben buradayım diye bağıran tişört, sizden önce mekana giriş yapan ayakkabılarınız gibi marka takıntıları, sene de üç hafta bile kalamadığınız yazlık ve sermaye aktarımı yoluyla alt soyunuza bırakacağınız ev, kat, yatlarla bu ‘hırslar listesi’ uzar gider, ama şimdilik burada kesmekte fayda mülahaza ediyorum.
Kapitalizmin temel prensibi olan ‘başkalarının emeği üzerinden’ servet artırma, politikası gibi daha önemli bir konumuz var zira. Olmayan ihtiyacı yaratarak sunma kabiliyetine sahip olan bir ekonomik sistemin, size, aslında daha az ile yetinecekken, ‘daha fazlasını hak etmen! gerekiyor’ diyerek ‘hırs pazarlaması’ da çok absürt bir hareket olmaz herhalde.
Bu yazıdan bir kapitalizmle mücadele derneği veya bir devrim çıkmaz, zira “Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” ama, lafın tamamı da deliye anlatılır, e artık neyin eseri olduğumuza da varın kendiniz karar verin.

Yorum bırakın