Babam yaşlandıkça bana,
ben yaşlandıkça babama benziyorum
(yaşlandıkça yaklaşıyoruz).
Yaşlanmakla yaklaşmak aynı şey,
hem yaklaşıyoruz bir yandan,
hem mesafe hep aynı
yaş problemi gibi;
çözdükçe karmaşıklaşıyor.
Halbuki ilk soru hep aynı,
-babayla oğlun arasındaki yaş farkı kaçtır?
-Hiç değişmez.
Bizimki de (öyle) hep 23.
Mesafe uzamıyor,
vakit azalıyor.
Çın çın çın,
Yüreğime vuruyor saatimin tortusu
Allah kimsenin başına vermesin babasızlığı..
Matematiği Türkçe anlıyorsun bilmem kaçıncı kez,
ama daha yalın bir edebiyat bu,
dersi derste öğrenmişsin;
evet baban on yaş büyür, sen on yaş büyürsün.
e ama hangi mıknatıs tutuyor zamanı bize göstermeden?
akrebin zembereği mi yapıştıran (düşen) takvim yapraklarını (yeniden) eski yerlerine,
imgeleri iç içe girmiş,
(grift),
kafası karmakarışık bir ressamın tablosu bu,
çözdükçe dolanıyor,
iç içe, iç içe, iç içe..
Yaşlandıkça yaklaşan,
yaklaştıkça devinen,
devindikçe benzeşen bir emme basma tulumba.
Benzeştikçe anlıyorum babamı,
aynı borudan biraz önce akan su
yeşertmiş dağı taşı,
(sonra) çekmiş toprak içine suyu,
emmiş emmiş emmiş,
almış kuyunun en dibine,
aynı su bir daha akacak tulumbadan
ama ne tulumba aynı tulumba, ne (de) su aynı su..
Hayat;
sudan sebeplerden damıtarak öğretirken en öz felsefesini,
bir damla göz yaşım düşer toprağa
Yaklaştıkça yavaş,
yaşlandıkça hızlı dönüyor dünya,
ama bir şeyler tutuyor anı.
Aynı anda aynı an kadar büyürken,
evvel zaman içinde bir zaman yaratılmış masallarda
ki
babalarla oğullar yaklaşsın, yakınlaşsın her şiirin sonunda..

Yorum bırakın