Her insan özünde iyidir, tabi insan olduğu sürece! Yurdum insanı da gariptir, bu garipliği iki farklı hasleti vurgulamak için söylüyorum.

İlk anlamıyla zavallı, ikinci anlamıyla tuhaftır. Organize edilmiş bir kötülükte bir araya gelmekte üzerlerine yoktur mesela! Bir iş makinesi çalıştığında bile dünyanın en büyük sanatı sahneleniyormuş gibi toplanan tuhaf kalabalıklar, iş onlarca kişinin yakılmasına gelince azgın bir azınlığa dönüşmekte pek mahir zavallılardır! Şöyle bir kanınız dondu değil mi, bir kanınız çekildi! Evet benim de her duyduğumda içim ürperiyor ama, “ya evde yoksan” diye değil!

Asırlık yurdumuz ve üzerindeki idare mekanizmalarının yüz yıldır üzerinde birlik olduğu tek nokta, bitip tükenmek bilmeyen, ardı arkası gelmeyen organize kötülükler olmuş. Şöyle geçmişe doğru bir yolculuk yapınca, ‘Hamdolsun burnumuz boktan hiç kurtulmamış’ demekten kendimizi alamıyoruz, evet gerçekten zulüm başımızdan mütemadiyen eksik olmamış.

Henüz daha yeni yeni var oluyorken, kendisine karşı bir irade baş gösterecek olmuş, eskiden kalma alışkanlıkla olacak (ki), ‘tiz kellesi vurula’ deyip bombalar yağdırılmış, böyle en sağnağından!

Eşiğinden beşiğine kadar herkesi yoğurup kıvama getiren çarklar; Kürt dememiş, işçi dememiş, alevi dememiş, gayrimüslim dememiş, müslüman dememiş ezmiş ha ezmiş, yandım anam denmiş “su veren itfaiyenin hortumunu …” diye ateşleri harlanmış!

Otoritede devamlılık esastır deyip, bunu da biiznillah hakkıyla ve eksiksiz yerine getirerek, ‘kucaktan korku!’ sırttan sopa eksik edilmemiş.

Bu ‘otoriteryaya’ bir de koruma zırhı lazım olacakmış ki ‘zaman aşımı’ imdatlarına yetişmiş. Hukuk bilenler ‘dava zaman aşımı’ ve ‘ceza zaman aşımı’ kavramlarına aşinadır ama benim gönlüm bu kadarıyla yetinmelerine elvermedi onlar için daha iyisini geliştirdim; ‘suç zaman aşımı’! Yani suçu işlemişsin ama hiç işlememiş gibisin de bir yandan.

Zalim ve zulmü ortalığı yangın yerine çevirirken, destek aldığı en büyük kuvvet de maalesef garip yurdum insanı olmuş, hem zaten gücünü halktan almayan hangi irade bu kadar pervasız olabilir ki!

Başka zaman kaale bile alınmayan bu garip yurdum insanı, sırf ezan susmasın bayrak inmesin deyu! öyle bir noktaya gelmiş ki; kendi objektif inanç sistemine göre bile, en büyük düşmanları olan şeytanın dilsizi olarak çağrılmaya başlanmış.

Ve artık kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bu yurdum insanı, bencil duygularla öylesine donatılmış halde ki (bunu sağlayanları da ayrıca tebrik etmek gerek), bu haleti ruhiye içerisinde kendisinden başka kimsenin acısını hissetmiyor (hissetmiyor diyorum çünkü hissetmek adına hiç bir çabaları da yok).

Bunların bir diğer ortak özelliği de, ‘biz ne yaptık’ diye geliştirdikleri, kendilerini masum çıkarma mekanizmaları, ama yemezler!

Nihayetinde çocuklarını bırakıp işe giderken ağlayan ‘anneler’; çocuklarını bırakıp hapse giden anneleri ve çocukları bir şekilde ölüme gitmiş (veya gönderilmiş) anneleri anlamadıkça; adalet duygusu gelişmemiş insanlar olarak, sadece kendi acılarına üzülen bir toplum olmaya devam edeceğiz sanırım.

‘Zaman aşımı’na başka bir açıdan bakıp, bir toplum eleştirisi ortaya koyarken bir de muradımız var; cumhurbaşkanına hakarette zaman aşımı ‘üç vakte kadar’ düşürülsün. Artık üç saniye mi olur, üç dakika mı olur ona da biz karar verelim, sefamız olsun.

Categories:

Yorum bırakın