Bütün yokluklarımızın, bütün yoksunluklarımızın altında yatan şey sevgi. Beşeriyetimizin yegane ihtiyacı sevgi. Varoluşumuzun gayesi de sevgi. Vardan yok eden, yoktan var eden, varken yok edip, yokken var eden sevgi. Tüm sokaklar sevgiye çıkarken, çıkmaz sokakların adı da sevgi.

Emeklemenin adı sevgi, sevgi bize yürümeyi öğreten, düşüren sevgi, düşerken tutan sevgi, düştükten sonra kaldıran yine sevgi, kaldırmak İçin uzanan el de sevgi.

Sevgiyi kaybettiğimizden beridir debelenmemiz, aradığımız sevgi, bulamadığımız sevgi, bulmaya çalıştığımız sevgi.

Sevgisizlik pisliğinin içinde burnumuz b.ka değmesin diye çırpınırken, bizi sütten çıkmış ak kaşığa dönüştürecek bir mucize bekliyoruz, üstelik sevgiye engeller çıkararak.

E her yol sevgiye çıkarken Ömer Lütfi Akad’a ne oluyor da taa babamın doğduğu yıldan (1968) “Sevmek de yetmiyor çok eskiden rastlaşacaktık” diyerek 55 sene önceden bana muhalif bir cephe açıyor, ‘Eyy Ömeerrr Lütfi bey, sen kimsin ya!’ diyerek hamaset yapmasını da bilirdim elbet ama, niye onun seviyesine düşeyim ki!, Benim işim onun gibi siyaset yapmak değil, laf üretmek!

Acaba filmde geçen o sahnenin gerçek hayatta karşılığı var mıdır diye düşünmeden edemiyor insan, ben de insanım, e Aristo’nun düz mantığına göre benim de düşünmeden edemiyor olmam beklenir ki aynen de öyle oldu; o halde varım diyerek Descartes’a da selamımızı çakıp geçerken, yazının bu paragrafının konuyla hiç alakası olmayan geyikten ibaret olduğunu da kör göze parmak sokar şekilde ifade edelim.

Konumuza geri dönecek olursak, sevginin dahi kendisinden münezzeh olamadığı bu zaman mefhumu nedir? Nedir bunu bu kadar kıymetli yapan şey? Sevginin bile önünde eğildiği düşünülen bu olgu, sadece beynimizde yarattığımız bir mit olabilir mi? Ya da olmanın ötesinde midir? Kim bilir…

Zaman kavramının göreceli olduğunu savunan Einstein’ın, İzafiyet Teorisi’nde, suyun yolunu bir miktar bu tarafa çevirdiği görülmekle birlikte, kim ne derse desin biz sevgiden büyük güç bilmezük.

Categories:

Yorum bırakın