Gözden ırak olanın gönülden de Irak olduğu mitini baştan kabul edip, hiç bu yazıyı yazmaya yeltenmeyebilirdim ama, bunun hangi ırak olduğunu kafamda bir türlü oturtamamıştım.
Bana dert oldu, size de olsun istedim, e sadece benim atalarım değil, değil mi? Sonuç olarak aynı gemideyiz!
Sahi bu ırak neresi bileniniz var mı, ne kadar Irak mesela, kaç yüz metre öteye gidersek ‘ırak’a erişmiş oluruz, ya da bu ırak varılacak bir yer midir? Kafamda deli sorular…
Sorsan kimsenin bir şey bildiği de yok ama herkesin ağzında bi “gözden ırak olan …” tam; ‘hadi yaa, yapma yaa, aman da aman çen neler biliyorsun böyle’ diye maytap geçeyim diyorum, o sırada “hop, göklerden gelen bir ciddiyet vardır” nidalarıyla, ‘yok öyle ortaya bir şey atıp kenara çekilmek, haşâ atalarımızdan s.kerler böyle miti’ diye frenim boşalıyor.
Hem madem her şey bu kadar kolaydı, neden biri de sevabına çıkıp ‘Mecnun, hadi oğlum şuradan dümdüz kaptırıver, delirmenden daha iyidir evladım’ demedi, hee belki de o zamanın ataları henüz ‘gözden ırak olan…’ mirasını bırakmamıştı torunlarına, kim bilir.
Meseleyi bu kadar mesele etmesem, kuzey Irak’a getirine kadar işin suyunu çıkarabilirdim ama o işi şimdilik Esra Erol ve şürekasına bırakmakta fayda görüyorum.
Son tahlilde ıraklık meselesinin ise, gidilecek bir yoldan ziyade alınacak bir mesafe olduğu kanaatindeyim, ki bu içsel mesafeyi katedemeyenlerde balataları yakma, kayışı koparma gibi durumlara sıkça rastlanıldığı yüzyıllardır anlatıla gelmiştir.
Yani ırak içimizdir, içimizde taşırız ‘ırak’ı. ‘Irak’ bir yerden başka bir yere yolculuk değil, içimizden kendimize doğru bir keşiftir, ki dönüp dolaşıp yine içimizde buluruz ‘ırak’ı. Aksi halde ırak, gittiğin yere aklındakileri de götürmekten başka bir şeye yaramaz ve şairin de dediği gibi en çok aklın nakliyesi yorar taşıyıcıları.

Yorum bırakın