Son 20 yılını saymazsak, atadan dededen miras 2243 yıllık otokrasinin üzerine çok da kötü bir sınav verdiğimiz söylenemez(di!), her ne kadar 80 yıl önce terk etmiş olsak da tek adamcılık bizim genlerimizde vardı, dolayısıyla 22 asırlık mevzuyu öyle 80 senede değiştirmek kolay iş değildi, nitekim öyle de oldu; toplumun genlerine dönmesi için 20 yıl yetti, ama bu kez bir fark vardı, toplum cumhuriyet ile tanışmıştı bir kere.
İnsanoğlu, her ne kadar, değişmek ve gelişmek için asırlar boyu eğitim ve tedrisattan geçse de, bulduğu ilk fırsatta kendi öz ilkelliğine geri dönme arzusuyla yanıp tutuşan bir canlı olduğu gerçeğini, küçük bir örneklemde bu 20 senede tekrar ortaya koydu.
Güç ilkellikti, gücü paylaşmak ise cumhuriyet; “Eyy” diye bağırmak hamurumuzda vardı ama ilkeldi, biz yine de ilkelliği cumhuriyete tercih ettik. 20 sene önce, 100 sene öncesinden değiştirilen ne kadar kötü şey varsa, tersine çevirmeye başladık, üstelik üzerinden henüz 80 sene gibi kısa bir süre bile geçmemişken.
Mesela, ilk önce gücü bir ailenin elinden almıştık ki bir daha birileri çıkıp da işgal altındaki topraklarda, ‘padişahım çok yaşa’cılık oynamasın! Cumhuriyet’in ilk adımıydı bu; saltanatı reddetmiştik ki, 20 sene 30 sene 36 sene birilerine kul olmayalım, ama bu 20 senede yine bir şeyi unuttuk, kulluk insanın doğasında vardı, bazen yaradana bazen de yaradılana!
Şimdi sorsam size güç kimde, ya da “size filleri düşünmeyin desem neyi düşünürsünüz” diye sual etsem! ikisinde de beyniniz aynı paralelde düşündü değil mi, ama siz yine de düşünmeyin, hafazanallah bu yazıyı yazdığım için başıma gelmesi muhtemel şeyler sizin başınıza da gelmesin.
Cumhuriyet, bir ulusun iki büyük savaşın ardından ayağa kalkması, kendine bir vatan kurtarması, o vatanda bir devlet kurması, ana yurdu demir ağlarla örmesidir. Cumhuriyet: Sivas’ta çimento, demir; Malatya’da tütün; Bursa’da İpek, Merinos; İzmit’te Kâğıt ve Karton; Kayseri’de Bez, Şeker; Kırıkkale’de Mühimmat; Eskişehir’de Kiremit; Nazilli’de Basma; Ankara’da Fişek; Gölcük’de Tersane; İstanbul’da Uçak; Kırklareli’nde Şeker ve ismini sayamadığım daha birçok yerde daha da fazlasıdır. Cumhuriyet’in ilk 15 yılı ne kadar fabrikalar ise, son 20 yılı da o kadar fabrikaların satılmasıdır! Kâğıt fabrikasının yerine beton dökülmesidir örneğin! Cumhuriyet kazanım, son 20 yıl kaybediştir!
Cumhuriyet “Beni türk hekimlerine emanet ediniz”, İlkellik “Gidiyorlarsa, gitsinler” demektir!
İçinde bulunduğu o yokluktan, bir umut yaratıp ve en sonunda da “Ey Türk istikbalinin evladı! işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.” diyerek bize bıraktığı mirasa ne kadar layık olduğumuz ve bu mirası koruyabilme noktasında üzerimize düşen sorumluluklardan ne kadarını yerine getirebildiğimiz de bize dert olsun!
Yoksa, bayram kutlamalar, yıl dönümleri kutlamalar işin kolay kısmı; koy bir fotoğraf ya da video, yaz iki satır yazı, yapıştır bi emoji, oldu da bitti maşallah!
Son olarak aklında kırk tilki dolaşanlara gelince; yukarıda söylemiştim, tekrar edeyim, bu halk cumhuriyetle tanıştı, buradan geriye dönüş yok!
Tam olarak anlayamadığımız için buruk da geçse, Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun.

Yorum bırakın