Çocukluğuma dair hatırladığım kelimelerden biri de ‘abluka’, bir diğeri ‘insani yardım’ ve bunun için açılması gereken bir koridor, yer ise Gazze.
Çocuktum İsrail Gazze’yi bombalıyordu, büyüdüm halâ bombalıyor, büyürken de bombaladı, şahidim.
Hatıralarımı yoklamaya devam ediyorum, bir babanın, kucağında beyaz bir beze sarılmış çocuğunun cesediyle, feryâd ederek sağa sola koşması canlanıyor, dün yine televizyonda görüp çocukluğuma döndüm,
Hastane bombalama, ilkel insandan bu yana, halâ evrimini tamamlayamamış insan türünün, aslında bir arpa boyu yol alamadığının ve hatta merhamet konusunda ilkel insanın bile gerisine düştüğünün en son örneğiydi. insanlık tarihinin en büyük yüz karalarından olan İsrail’in yaptığı bu son katliam, dünya halklarını ayağa kaldırsa da halkların başlarına bela ettiği, ya da halkların başına bela olan! modern çağın en büyük buluşu olan, bu b.ktan devletlerle, sittin sene bir yere varamayacağımızı bize bir kere daha kanırta kanırta öğretti.
Dünya halklarının tepki ve protestoları da, ‘kahrolsun İsrail’ den bir adım öteye geçemeyince, maalesef İsrail de ‘kahrolmuyordu’.
Bireysel sorumluluk alıp, inisiyatif kullanarak dünyanın dikkatini Filistin’e çeken sanatçıların başına gelenler ise geriye kalan tüm sanat camiasını derin bir sessizliğe gömmeğe yetmiş gibi görünüyor.
The Passion of The Christ (Tutku: Hz. İsa’nın çilesi) filminden sonra, sadece film çektiği için, Mel Gibson’un tam 10 yıl boyunca Hollywood’dan ocak dışı edilmesi; Modacı John Galliano’nun, bir ağız dalaşı yüzünden para cezasından tutun da hapis cezasına varıncaya kadar almadığı ceza kalmaması, o da yetmezmiş gibi, adeta ağaç kökü yesin dercesine mahkum edildiği işsizlik; ve daha iki hafta önce, Netenyahu’nun karikatürünü çizen karikatüristin Guardian’dan kovulması; medyaya hakim olan bu güçlü yahudi lobisi karşısında, Gigi Hadid’in başına neler gelebileceği noktasında insanı derin bir düşünceye gark ediyor.
Öte yandan Hamas saldırılarına star verdiğinde, ‘Özgür Kudüs’ diye naralar atan izandan ve muhakemeden yoksun, aşağılık terör sevicilerinin, senaryonun gelip dayandığı bu noktada yüzleri kızarır mı bilmem ama, ben reisleri gibi düşünmüyorum! Hamas, yuları İsrail’in elinde olan eli kanlı bir terör örgütüdür! Dini bir bayram olan Şabat gününde sivilleri hedef alarak İsrail’e saldırması da bunun en büyük göstergesidir. Bu saldırı görüntülerini sevinç nidalarıyla paylaşan beyin ölümü gerçekleşmiş sürüye de hidayet diliyorum.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta da; bu dramın karşısında en güçlü tepkiyi gösterenlerin anneler olması. Zulüm karşısında haykıran, özellikle, şimdilerde yeni yeni anne olmaya başlayan arkadaşlarımın hal dilleri, kendi kucağındaki çocuklarına bakarken, bu saldırılarda ölen her bebek ve çocuğun acısını da yüreklerinde hissettiklerini anlatıyor.
Toplumu meydanlara toplayıp, gazını almaya yönelik çalışmalarda, halâ yeni bir rezerv bulunamadı! Fakat icraat makamındakiler kınamaktan bir adım öteye geçemeyince, o mitinglere gitmenin de gaz çıkarmaktan pek bir farkı kalmıyor. E ne yapalım, kınamayalım mı diyenlere ezcümle; kınayalım, kınayalım da; ben de kınıyorum cumhurbaşkanı da! Peki bunun ne farkı var ve bu neyi değiştiriyor! Eli silah tutamayacak ortağının teklifini hiç söylemiyorum bile!

Yorum bırakın