Tanrı’ya olan inancımı sorgulamaya başladığım zamanlar, sorguladığım zaman mı, Tanrı mı bilemedim, belki de inancım.. Büyük laflar ediyorum bu aralar, sahi Tanrı’ya hangi dinde daha güzel inanılıyor, hangi dinde tanrı inancı daha kuvvetli, peki tanrının en kuvvetli olduğu din hangisi bilen var mı? En iyi tanrı kimin, en şefkatlisini kim kapmış! Bu Tanrılık da fena iş değil aslında, çok bir beklentisi de yok; kayıtsız şartsız sadakat istiyor sadece, her türlü pazarlığa da kapalı öte yandan! Yok ya, var mı öyle bir dünya, diyesin geliyor, deme; beğenmiyorsan, işine gelmiyorsa kapı orada diye gösteriveriliyor hemen, evet burnundan kıl aldırmıyor bir de, ne güzel İstanbul be..
Birinin çıkıp ‘O çok da büyük bir olay değil bence, yani ben olsam onu günah yapmazdım’ demesinden sonra bütün kayış koptu, sonra kendi kendine kurallar koymak mı dersin, Tanrı’cılık oynamak mı, ver Allah ver.
Bisikleti olsun diye Tanrı’ya dua edip, ardından umudunu keserek bisiklet çalan çocuğun aydınlanmasını yaşıyorum, içimde bir volkan patlıyor, ruhumda kazan kaldırıyor yeniçeriler, kılıcını çekmiş Çelebi, ya kelle alacak ya da gidecek kellesi, fırtına koptu, ardı tufan, arkası boran, nutuk çeker gibi yazıyorum dinsin diye içimdeki fırtına, koşun kardaşlar koşun dalgalar hepimizi yutacak.
Zihin dalgalandı mı önüne ne katarsa götürür; ne Tanrı kalır ne ata, ne aşk kalır kalır ne dua, ne aman diler ne de merhamet gösterir, ne üzülür ne üzdüğünü düşünür, lanetlenmiş bir kavim gibi fethedene kadar kaleyi, kızgın yağlar döker ciğerine düşmanın.
En-el Hak diye bağırasım geliyor, tutuyorum ağzımı zorla, sıkıyorum kendimi; sıkıyorum, kaskatı kesiliyor vücudum, titriyorum, korkmuyorum fakat alırlar kellemi deyu, bir Hallâcı Mansur gitmiş bin tanesi feda olsun Hak yolunda. Lakin yine de tanrı menem; O menim içimde!
Sen de Hak’sın kardeşim tanrı senin beyninde; deliye ne gerek tanrı! Zihninde yaşatıyorsun O’nu. Düşüncende tanrı, fikrinle var ediyorsun; kalbinde tanrı vicdanında taşıyorsun.

Yorum bırakın