Çek yaprakları almaya gittiğim iş yerinde, tarih belirlemek için önüme aldığım takvime bakarken gayri ihtiyari döküldü kelimeler ağzımdan, ‘yarın benim doğum günümmüş’ tebessümler gülücükler.. sesli düşünüyormuşum, sonradan fark ettim, oysa ki ben iç geçiriyordum. Eskiden büyülterek söylediğim yaşımı, son yıllarda buçuklu sayar oldum, bir kaç saat sonra buçuktan arınmış yeni yaşıma merhaba mı desem, yoksa ulan sen de nereden çıktın şimdi diye kapıyı açar açmaz yüzüne mi sövsem diye düşünürken, bir süre daha dinginlikte fayda mülahaza ederek çek işine geri döndüm, malum iş beklemez.

İşi bitirip kendimi İstanbul trafiğinin keşmekeşinde bulunca, arabayı saran mazot kokusunun da etkisiyle çocukluktan beri süregelen marazım tuttu, akşam trafiğinin göbeğinde tam iki saat midem bulana bulana ‘benim burada ne işim var, bunu kendime niye yapıyorum, ne bok yemeğe buna katlanıyorum’ diye dövündüm durdum. Klimayı açsam midem bulanıyor, camı açsam sıcaktan pişiyordum, sanki Cenab-ı Hak bizi yanına almaya karar vermiş de bunun için de sıcağı kullanıyormuş diye aklımdan geçmedi değil..

Dinginlik ve huzuru özlüyor insan yer yer, sükunetin yarattığı varoluşsal hafiflik böyle günlerde daha bir arattırıyor kendini ve bir anda çelişkiler yumağının arasında debeleniyor insan; gitsem mi kalsam mı, huzur mu istekler mi, zorluk mu kolaylık mı, mücadele mi? Peki ne için, sağlığınla imtihan olduğun, stresle geçen bir ömrün karşılığı ne olabilir, ne kadar para, ne kadar makam ya da ne kadar lüks? Şu kefenin cebinin olmadığı tezini yeniden düşünmenin tam zamanıdır belki de.

Yaşı buçukla saymanın sendromla pek ilgisi olmadığı gibi mizahi de bir yanı vardı daha çok.. Yaş aldıkça daha ince eleyip sık dokuyor insan, eskisi kadar insanlara ihtiyaç duymuyor, kendine yarattığı hobilerin tadını çıkarıyor, tahammülü azalıyor, tahammül etmeye dahi gerek duymuyor, hainden selam almıyor, kahpeliğin yüzüne gülmüyor, uzatılan eli tutmuyor ve hatta geri çeviriyor hata ve hatta bundan da müteessir olmuyor, sadece sevdikleriyle zaman geçirmek istiyor ve geçiriyor, sevmediklerine katlanmıyor, katlanma nezaketinde dahi bulunmuyor, buna da gerek duymuyor, o şekilde geçen her anı israf olarak görüyor, terk ettiği yere geri dönmüyor..

Benim yeni yaşım da kaşla göz arasında böyle geldi; bir de yıllardır merak edip görme fırsatı bulamadığım yeni bir yeri büyük bir özlemle ziyaret ettim, bir şiir yazdım, bir de puro yaktım, yeni yaşımın en yeni en keyifli keşfi purolar, tavsiye edilir, he bir de cahille sohbeti kesmekle birlikte, bir kalemde herkesi ve her şeyi silebiliyorum ve unutmayın ki benim sildiğimi hiç bir kalem yazmaz 🙂

mutlu bazarlar

Categories:

Yorum bırakın