“Sesin nerede kaldı her günkü sesin..” sana sesleniyordu şiir benden habersiz, taa 1949’dan, o geçmiş günlerden; o eski Anadolu’dan..
Halden anlamış gibi, sesinin kokusunu getirdi şair, cumhuriyetin ilk yıllarından, dedenin saman alevi gençliğinden, gözlerimi kapattım kokunu duymak için, tutabilsem sarılacaktım..
Özlemiştim sesini, senden on yıl önceden, her yılın on yıla eşit olduğu bu karanlık ve kirli çağda senden ve sesinden uzak tam bir ömür geçirdim, duyabilseydim sesine sarılacaktım..
Gözlerimi kapattım, sesin geldi uzaktan; sen diye, açtım, sesin sesime değdi, sesim titredi, nefesin değseydi kül olacaktı, “sen” dedin, okyanus..
Suçlar gibiydi sesin, seni üzmüşler de benden bilmişsin gibi, binlerce kilometreden gelip de aradığını bulamamıştın, lütfunu görmemiştik ama sesine de eyvallah..
Oysa ki pamuklara sarardım, incinmesin diye sesin, dilim yanmıştı.. üfleyerek sustum diyemedim..
Gözlerimi kapattım, senden, benden.. sesinin her anını hatırlıyorum, “benim” diyişini,
-uzaydaki boşluk gibiyim, sadece senin sesin yankılanıyor anlasana, da diyemedim..
Gözlerimi açtım, sesinin sonundaydım, hatırlamaya çalışıyorum;
-görüşürüz?
-görüşür müyüz?
Gözlerimi açtım, sesinden uyandım, soluklandım..
“Sesin nerde kaldı? Kar içindesin”

Yorum bırakın