İlk ve son İstanbul gezisinden sonra pek kayda değer bir şey olmadı sevgili okur, okulda denk gelişler ve bir de arkadaş ortamında kısa süreli oturmalarla geçen bir süreç, ama o ortamda sergilediği tavır ve kendinden emin şekilde yaptığı çıkış bile halâ dün gibi aklımda, yani anlayacağınız geçirdiğimiz her an benim için büyülü bir zaman dilimiydi dostlar..

Sonrasında arkadaşlarıyla çıktığı akşamlarda çokça davet aldım kendisinden, her seferinde de  bir bahaneyle geri çevirdim, demiştik ya erkekliğe halel getirmemek gibi boktan bir ergenlik yaşıyorduk, yaptığı davetleri sürekli geri çevirirken, hayatıma dair yapılan ilk psikolojik tahlil de yine O’ndan geldi; “Mehmet ben anladım ki sen istemediğin şeyi hiç kimse için yapmazsın” diye usul ama etkili bir tokat bıraktı, yüzüme değil de yüreğime, ezildim dostlar, altında kaldım, hem öyle bir ezilmek ki etkisi senelerce sürdü ve sürüyor, bencillik desen değil, değer vermemek desen hiç değil ama ne, sanırım o zamanlar olgunlaşmamış bir çocukluk şimdi ise ağır bir travma, diyorum şimdi olsa fizana gider, kaf dağını aşar, şehre bulutları getirmez miydim..

Hayatıma dair psikolojik çözümlemeler yetmiyormuş gibi, iyice büyüyeyim diye bir de talihsiz sakatlık verdi yaradan hamdolsun! Final zamanıydı dostlar, her ne kadar asıl sınav öteki tarafta olsa da hiç ölmeyecekmiş gibi bu boktan dünyaya da çalışmalıydık değil mi! İmtihanları verip ilk otobüsle çil yavrusu gibi dağıldık memleketlere..

Başka yer yokmuş gibi doğu tayinine bizim memlekete gelen işinin ehli bir cerrahın, şakadanak diye 3-5 gün sonrasına ameliyat tarihi vermesi, benim sömestrın da kafadan bir ay daha uzaması anlamına geliyordu sevgili okur, neyin kafasını yaşıyordum bilmiyorum ama ameliyattan önce Buket’e açılasım tuttu, tutmaz olaydı, parkinson olaydım, klavyem bozulaydı da yazamayaydım, zamanı mı oğlum, ne bu acele .mk, nereye yetişeceksin evladım, evet sitemlerden de anlayacağınız üzere reddi yedik dostlar, reddedilmenin verdiği dayanılmaz ergenlikle, ya benim olacaksın ya da… Ya da ne ulan, ya da ne oğlum, dursana işte edebinle, niye yarası biberlenmiş kedi gibi hırçınlaşıyorsun, değil mi! Yapamadım sayın okur, dedik ya ağır ergen yengeç burcuyuz.. kız insanlığından diyor ki en azından ameliyattan sonra nasıl olduğunu sormak istiyorum, ben de hayvan oğlu hayvanlığımdan olsa gerek, yok diyorum, rezaleti tahayyül edebiliyor musunuz Allah aşkına..

Narkozu yiyince benim çenem sen gel düş, cerrahla doktor civanım diye dalga geç, adam da demez mi “uyutun şunu” diye, yalvar yakar ikna edemedim sevgili okur, ne yeminler ettim ne diller döktüm de uyuttu beni zalımın oğlu, işin bayılmasında değilim yanlış anlaşılmasın, ben sarhoş kafayı sevmiyorum, ayık kalmam gerek, anlatabiliyor muyum.. çünkü tekrar uyanırken narkozun etkisinde hastaneyi sesten yıkarken buldum kendimi, ulan benim ayık halim çekilmiyor sarhoş halimi kim nasıl çeksin, öyle değil mi..

Categories:

Yorum bırakın