Sonrasında, kısa bir süre, zamanımın büyük çoğunluğu bu kızla görüşmekle geçmeye başlamıştı, bu süreçte neredeyse Buket’e hiç denk gelmiyordum, çivi çiviyi sökmüyordu sayın okur, hemen oklarınızı çevirmeyin, kaldı ki ben de odun değilim, sadece okulda fazla vakit geçirmemeye başlamıştım..

Gel zaman git zaman, kış bitmiş soğuk yerini tatlı bir serinliğe bırakmış, bahar yağmurları yağmaya başlamıştı, açıkçası ben de bu sevgisiz ilişkiden sıkılmaya başlamıştım ama bir girdaptan nasıl kurtulunur, kısır döngüden nasıl çıkılır bilmiyordum, işte tam o sıralar imdadıma yine buket yetişti ama bu sefer çok daha büyük bir yıkıcılıkla..

Dedim ya iklim, kendini en güzel mevsimimiz, gözümüzün nuru, olgun baharımız olan sonbaharın ergenlik çağı sayılan, sulu gözlü ilkbahara bırakmıştı, bir Teoman değildik ama yine de mevsim rüzgarları esiyordu dostlar, bir otobüs yolculuğunun tam da sırasıydı, otobüsün içinde buket de olsa fena olmazdı hani, öyle değil mi.. Aynen öyle oldu sevgili okur, yağışlı bir ilkbahar günü bir yolculuğa çıktık ve otobüste bir çift kahverengi göz de vardı, paralel evrende böyle bir dilek dilemediysem, bu olsa olsa Cenab-ı Hak’ın tecelliyi ilahisinden başka ne olabilirdi, oldu da, hamdolsun!

Mevsim ilkbahar, aylardan Nisan, bir akşam karanlığında bindik otobüse, rotamız Çanakkale’ydi, ben otobüsün en önüne oturdum, O da orta kapının arkası sıra oturuyordu, yüzümü gayri ihtiyari her arkaya dönüşümde gözlerimizin birbirini bulması; Azrail’in bir can almak için dünyaya inmesinden daha hızlı oluyordu, buluşması ise, o canın alınmasından daha şiddetli..

Categories:

Yorum bırakın