Herkes hikayenin sonunu merak ediyor ama hikayenin kendisi güzel dostlar.. Benim yanımda yakın arkadaşlarım, onun yanında kendi arkadaşları, hiç yoktan, kendiliğinden gelişmiş bir seyahate çıkmıştık, ne dahlim vardı ne de herhangi bir emeğim, tamamen “Kün fe yekün” yani, O’na doğru dönüp her bakışım; Azrail’le kendi başıma yaptığım bir yarış gibi olsa da ben duyguları alınmış, O’nun gibi bir melek değildim sonuçta, bizim de şeytana nispet beş kuruş etmez bir kibrimiz, kerameti kendinden menkul bir erkeklik gururumuz, bir de yere düşmez bir burnumuz vardı sayın okur, ee sonuçta atta karın yiğitte burun, öyle değil mi, şimdi bu espiri de burda yersiz mi bilemedim..
Güzel bir yolculuk oluyordu, darbuka desen var, ses sanatçısı ararsan mevcut, çalması söylemesi bol, eğlencesi tadında, tıkırında bir yolculuk ve o ara sıra yolculuğu süsleyen kaçamak ama net bakışlar.. Sabah gün ağarırken indik araçlardan, bizim için hazırlanmış kahvaltı alanına giderken, bizim arkadaş grubunun tam arkasında onların grup yer alıyordu ve yeni hatırlıyorum ki dudaklarında Sezen’den Ünzile mırıldanıyordu, şarkının konumuzla ilgisini ise halâ çözebilmiş değilim, belki de yoktu, ama bence de saçma, hayır ne alaka yani değil mi.. Şimdi ben size kahvaltıda da hemen karşımızdalardı diyeceğim ama sizin ne alakası var demenizden çekiniyorum fakat tam karşımızdalardı sayın okur, buna da tesadüf heralde diyip kahvaltımızı yapıp yola revan olduk zira sefer bizim zafer…
Kısa bir Eceabat molası verdik ki bu topraklar da sevdadan payına düşeni alsın değerli okur, bir bardak çaylık anımız da olmasın mı uzaktan uzaktan, bu sahil kasabasında, oldu da.. Ve yetmezmiş gibi, o günden sonra Eceabat bana o kadar değerli geldi ki halâ daha ne zaman Çanakkale’ye gitsem, Eceabat’a uğrar o sahilde bir bardak çayımı içerim.. Ardından tekrar koyulduk yollara, varmışam gelmişem Gelibolu’ya..
Çanakkale’ye gelip şehitlik ziyareti yapmadan olur mu, ziyaret noktalarımızdan biri de Conkbayırı’ydı, ama nasıl yağmur yağıyor sayın okur, adeta bardaktan boşanırcasına, sicim gibi bir yağmur..
Otobüsten inen her normal yolcu ziyaretçiler için yapılmış yürüme yoluna doğru yönelirken, ben her zamanki sivriliğimle yönümü patikaya çevirdim, yolculuk boyunca yan koltuk arkadaşlığını benden esirgemeyen, güzel dost Fatmanur da sadakatinden olsa gerek, beni yalnız bırakmamak için hemen arkamdan gelirken, henüz arkadaş kurbanı olduğunun farkında değildi.. Patika’nın bir noktasında bel yüksekliği seviyesinde bir kayayı aşmamız gerekiyordu dostlar, hikayenin de tam olarak bu noktada yeniden başlayacağını nerden bilebilirdim ki.. Önden ben çıktım, Fatmanur’u elinden tutup yukarı almak için arkamı döndüğümde, henüz hiç bir şeyin farkında değildim, tam Fatmanur’u kayanın üzerine aldığım anda, o ana kadar orada olduğundan ve varlığından haberdar dahi olmadığım başka biri, yukarı çıkmak için adım atarken öyle bir ayağı kaydı ki son anda, ani bir refleksle kolundan tutamasam, yüzüyle kayanın buluşması işten bile değildi..
(arkası yarın)

Yorum bırakın